EV İÇİ SORUMLULUKLAR VE İLİŞKİSEL BAĞ: GÖREV PAYLAŞIMI, İLGİ VE TAKDİR

Bir evin düzeni yalnızca yemek yapmak, temizlik yapmak, alışverişe çıkmak ya da faturaları ödemekle sağlanmaz. Ev yaşamının arkasında çoğu zaman görünmeyen bir planlama, takip etme ve sorumluluk alma süreci vardır. Bu nedenle ev içi görevlerin nasıl paylaşıldığı, aile bireylerinin birbiriyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkileyebilir. Aile içinde görev paylaşımı adil ve açık biçimde yapılmadığında, zamanla yorgunluk, kırgınlık ve değersiz hissedilme gibi duygular ortaya çıkabilir. Özellikle evin düzenini sürekli takip eden kişinin taşıdığı “zihinsel yük” çoğu zaman fark edilmez. Örneğin yalnızca market alışverişini yapmak değil, evde neyin eksildiğini fark etmek, ne zaman alınması gerektiğini hatırlamak ve bunu planlamak da bir sorumluluktur.

Ev içindeki sorumlulukların sürekli olarak tek bir kişinin üzerinde kalması, zaman içinde ilişkide eşitsizlik hissi yaratabilir. Kişi yalnızca fiziksel olarak yorulmaz; aynı zamanda yeterince desteklenmediğini, görülmediğini veya anlaşılmadığını da düşünebilir. Bu noktada yaşanan tartışmalar çoğu zaman yalnızca bulaşık, çamaşır ya da dağınıklıkla ilgili değildir. Tartışmanın altında “Bu evin sorumluluğunu neden tek başıma taşıyorum.?” Benim emeğim fark ediliyor mu?” veya “Bu yaşamı gerçekten birlikte mi sürdürüyoruz?” gibi daha temel ihtiyaçlar bulunabilir.

Ev içindeki görevlerden söz ederken kullanılan dil de önemlidir. Bir aile bireyinin diğerine “yardım etmesi” ifadesi, bazen asıl sorumluluğun yalnızca bir kişiye ait olduğu düşüncesini güçlendirebilir. Oysa aynı evde yaşayan bireylerin evin düzenine katkı sağlaması bir yardım değil, ortak yaşamın doğal bir parçasıdır. Örneğin: “Bulaşıkları yıkamana yardım ederim.” Demek yerine “Bu akşam bulaşıkları ben halledeyim.” Demek, sorumluluğun daha ortak bir zeminde paylaşılmasını destekleyebilir.

Çocuklar Ev İşlerine Dahil Edilmeli mi?

Çocukların yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun ev içi sorumluklara dahil edilmesi oldukça değerlidir. Oyuncaklarını toplamak, masasını hazırlamak, kirli çamaşırlarını sepete koymak veya odasının düzenine katkıda bulunmak gibi küçük görevler çocukların sorumluluk duygusunun gelişmesine yardımcı olabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ev işlerinin çocuk için bir ceza haline getirilmemesidir. Amaç “Sen dağıttın, sen toplayacaksın.” gibi suçlayıcı bir yaklaşım yerine “Bu evde hepimizin bazı sorumlulukları var.” düşüncesini desteklemektir.

İlgi ve Beğeni Paylaşımı

Ev içindeki görevleri adil bir şekilde paylaşmak önemli olsa da sağlıklı bir ilişkinin yalnızca görev listesinden ibaret olmadığını unutmamak gerekir. Bir işi yapmanın ardından karşı tarafın emeğinin görülmesi, teşekkür edilmesi ve takdir edilmesi ilişki açısından oldukça değerlidir. “Zaten yapması gereken buydu.” Düşüncesi zaman içerisinde çiftlerin birbirlerinin çabasını sıradanlaştırmasına neden olabilir. Oysa bir kişinin sorumluluğunu yerine getiriyor olması, yaptığı şeyin fark edilmesine veya takdir edilmesine engel değildir. “Yemeği hazırladığın için teşekkür ederim.” “Bugün çok yorulduğunu biliyorum, yine de bunları halletmen benim için değerliydi.” “Çocuklarla ilgilendiğin için teşekkür ederim, bana gerçekten alan açtı.” gibi küçük ifadeler günlük hayatın içerisinde oldukça basit görünebilir. Ancak bu ifadelerin taşıdığı temel mesaj çok daha büyüktür:

“Seni görüyorum ve yaptıklarını fark ediyorum.”

Bazen ilişkilerde ihtiyaç duyulan şey, yapılan işin büyüklüğünden çok kişinin emeğinin görünür olmasıdır.

John Gottman’ ın çiftlerle yürüttüğü uzun yıllara yayılan çalışmalarında, sağlıklı ilişkilerin önemli özelliklerinden birinin partnerler arasındaki olumlu etkileşimlerin güçlü olması olduğu görülmüştür. Gottman yaklaşımında “sevgi ve hayranlığı paylaşmak” sağlıklı ilişkinin önemli yapı taşlarından biridir. Bu, yalnızca partnerimizi sevdiğimizi düşünmek değil; onun değer verdiğimiz özelliklerini, yaptığı şeyleri ve ilişkiye sunduğu katkıları sözlü olarak da ifade etmek anlamına gelir.

Bir başka dikkat çekici bulgu ise Gottman’ın sıklıkla “sihirli oran” olarak ifade edilen 5’e 1 oranıdır.    İstikrarlı ve mutlu çiftlerin çatışma anlarında dahi her bir olumsuz etkileşime karşı yaklaşık beş olumlu etkileşim gösterdiği bulunmuştur. Bu olumlu etkileşimlerin mutlaka büyük romantik jestler olması gerekmez. Bir teşekkür etmek, göz teması kurmak, gülümsemek, küçük bir iltifat etmek veya zor bir günün ardından “Bugün senin için nasıldı?” diye gerçekten merak ederek sormak da ilişkinin olumlu duygusal iklimini besleyen davranışlar arasında düşünülebilir.

Bir evin yükünü paylaşmak yalnızca işleri paylaşmak değildir. Bu paylaşım, “Bu yaşamın sorumluluğunu seninle birlikte taşıyorum.” Mesajını da içerir. Ev içi görevlerin açık, adil ve karşılıklı anlayışla paylaşılması aile bireylerinin birbirlerini daha fazla desteklenmiş ve değerli hissetmelerine katkı sağlayabilir. Çünkü sağlıklı bir aile düzeni, kimsenin bütün yükü tek başına taşımadığı; herkesin kendi kapasitesi ölçüsünde ortak yaşama katkıda bulunduğu bir yapı üzerine kurulur.