“Güçlü olmalıyım.”
Bu cümle bazen zor zamanlarda ayakta kalmamıza yardımcı olabilir. Ancak zamanla bir zorunluluğa dönüştüğünde, kişinin kendi duygularına yaklaşmasını zorlaştırabilir. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak; üzülmemek, yorulmamak, yardıma ihtiyaç duymamak ya da her koşulda kontrolü korumak anlamına gelmeye başladığında, güç kavramı kişinin üzerinde görünmez bir baskıya dönüşebilir. Çünkü insan psikolojisi yalnızca dayanıklılığa değil; durmaya, destek almaya, kırılganlığını fark etmeye ve duygularını yaşayabilmeye de ihtiyaç duyar.
Psikolojik dayanıklılık, hiçbir şeyden etkilenmemek değildir. Zorlanırken hayatın içinde kalabilmek, duygularımızı fark edebilmek ve gerektiğinde destek arayabilmek de dayanıklılığın bir parçasıdır. Ancak bazı kişiler için güçlü olmak zamanla şu kurallarla eşleşebilir:
“Kimseye yük olmamalıyım.”
“Üzülürsem toparlanamam.”
“Ben halletmeliyim.”
“Zayıf görünmemeliyim.”
“Başkalarının bana ihtiyacı var; benim yorulmaya hakkım yok.”
Bu düşünceler uzun süre devam ettiğinde kişi, yaşadığı duyguları ifade etmek yerine onları bastırmaya başlayabilir. Dışarıdan oldukça güçlü, sakin ve kontrol sahibi görünen biri; içeride yoğun bir yorgunluk, yalnızlık ya da tükenmişlik yaşayabilir. Bastırılan duygular ortadan kaybolmaz. Duyguları bastırmak, onları tamamen yok etmek anlamına gelmez. Üzüntü, öfke, korku, hayal kırıklığı ya da çaresizlik ifade edilemediğinde farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Kişi kendisini sürekli gergin hissedebilir, küçük olaylara karşı daha yoğun tepkiler verebilir, hiçbir şey yapmak istemediğini fark edebilir ya da bedensel olarak sürekli yorgun hissedebilir.
Bazen de kişi uzun süre “iyiyim” demeye devam ederken bir noktada nedenini tam olarak anlayamadığı bir tükenmişlik yaşayabilir.
Çünkü psikolojik kaynaklarımız sınırsız değildir. Sürekli dayanmak da enerji gerektirir.
Sürekli güçlü olmaya çalışan kişiler, yardım istemekte de zorlanabilir.
Destek almak onlar için bazen yetersizlik, bağımlılık ya da kontrol kaybı gibi algılanabilir.
Bu nedenle kişi zorlandığını fark etse bile bunu çevresindeki insanlarla paylaşmayabilir.
Zamanla ise şu paradoks ortaya çıkabilir:
Kişi herkes için ulaşılabilirken, kendi zorlandığı anlarda yalnız hisseder.
Çünkü çevresindeki insanlar onun desteğe ihtiyaç duyduğunu fark etmeyebilir. Böylece “Ben her şeyi tek başıma halletmeliyim.” düşüncesi daha da güçlenebilir.
Sürekli güçlü görünmeye çalışmak ilişkileri de etkileyebilir. Yakınlık yalnızca iyi hissettiğimiz taraflarımızı paylaşmakla oluşmaz. Kırılganlık, ihtiyaçlarımızı ifade etmek ve zaman zaman “Şu an zorlanıyorum.” diyebilmek de duygusal yakınlığın önemli parçalarıdır. Her zaman güçlü kalmaya çalışan kişi ise ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını geri plana atabilir. Başkalarını dinler, destekler ve sorunları çözmeye çalışırken kendi duygularını görünmez hale getirebilir. Bu durum zamanla “Kimse beni gerçekten görmüyor.” hissine dönüşebilir. Oysa bazen mesele insanların bizi görmek istememesi değil; bizim görülmesine izin verdiğimiz tarafımızın yalnızca güçlü olan yanımız olmasıdır. Güçlü olmak ve kırılgan olmak birbirinin zıttı değildir Kırılganlık çoğu zaman yanlış bir şekilde zayıflıkla eşleştirilir. Oysa psikolojik açıdan kırılganlık, insanın kendi iç deneyimine temas edebilmesidir.
“Bunu kaldıramıyorum.”
“Şu an çok üzgünüm.”
“Yardıma ihtiyacım var.”
“Biraz durmam gerekiyor.” diyebilmek, güçsüzlük değil; kişinin kendi sınırlarını fark edebilmesidir. Gerçek psikolojik dayanıklılık, sürekli güçlü görünmek değil; ne zaman dayanabileceğimizi ve ne zaman destek almamız gerektiğini ayırt edebilmektir.
Son zamanlarda kendinizi sürekli güçlü olmak zorundaymış gibi hissediyorsanız, şu sorular üzerinde düşünmek faydalı olabilir:
“Zorlandığımı belli edersem ne olacağından korkuyorum?”
“Yardım istemek benim için ne anlama geliyor?”
“Dinlenmeye gerçekten izin veriyor muyum, yoksa ancak her şey bittikten sonra mı dinlenebileceğimi düşünüyorum?”
“Başkalarına gösterdiğim anlayışı kendime de gösterebiliyor muyum?”
“İnsanların benim hangi tarafımı görmesine izin veriyorum?”
Bu soruların amacı hemen bir cevap bulmak değil; kişinin kendi iç dünyasına biraz daha merakla yaklaşabilmesidir. Bazen güçlü kalmak değil, yükü paylaşmak gerekir. Hayatta bazı dönemler gerçekten dayanıklılık gerektirir. Ancak dayanıklılık, her şeyi tek başımıza taşıyabilmek değildir. Bazen durmak, yorulduğumuzu kabul etmek, duygularımıza alan açmak ve başka birinden destek istemek psikolojik olarak çok daha sağlıklı bir adımdır. Çünkü insanın her zaman güçlü olması gerekmez. Bazen iyileşme, güçlü görünmeye çalışmayı bıraktığımız yerde başlar.
